FİLM PRODÜKSİYONLARINDA SES

Öncelikle böyle bir yazı dizisine başlamamın iki temel sebebi var. Birincisi; Türkiye’de film/video prodüksiyonlarında ‘’ses kaydı’’ meselesinin yeterli ciddiyetle yapılmadığını gözlemlemem. Tabii ki tüm genellemeler gibi bunun da istisnası olan insanları bu eleştirinin dışında tutmam gerekir. İkincisi ise; bu meseleye gereken özveriyi göstermek isteyen ekiplerin de ya planlama aşamasında, ya da uygulama aşamasında başarısızlığa düştüğüne kanaat getirmem. Bu iki büyük sorunun da en büyük sebebinin (en azından amatör / yarı amatör ekipler için) kaynak eksikliği olduğunu söylemem sanırım yanlış olmaz.

Bu işe ilk başladığımda, neredeyse hiçbir Türkçe kaynak olmadığını farketmem beni gerçekten çok şaşırtmıştı. Burada birtakım akademik kaynaklardan ya da popülist videolardan bahsetmiyorum. Yurt dışında birçok blogda yapıldığı gibi, ‘’how to do’’ tadında içeriğimiz neredeyse sıfır. En son Sertaç Selvi’nin bu kıvamda harika videolarına denk geldim ve devam etmesini de umuyorum. Burada mesele bu alanda uzmanlığınızın olup olmaması da değil. Herkesin bildiği kadarını çevresiyle paylaşması meselesi bu. Benim de bu seriye başlamaya karar vermemin sebebi artık bu işteki her şeyi öğrendiğime kanaat getirmem değil elbette. Sadece ortalama 4-5 senedir içinde olduğum bu sektörde deneyimlediğim ve öğrendiğim şeyleri paylaşarak, benim gibi bu meslekle ilgilenenlerin işine yaramasını ummam. Bu süreçte sizin de yazılarımda gördüğünüz eksiklikler olursa lütfen benimle iletişime geçmekten çekinmeyin. Bu konuda çok daha uzun yazabilirim ama daha fazla sıkmamak adına ilk konuya başlamak istiyorum. O zaman başlayalım.

Ses Kaydediciler (Audio Recorders)

 

Bir film prodüksiyonunda ses kayıt prodüksiyon zincirinin ilk halkası tahmin edeceğiniz gibi bir ses kaydedicisidir. Burada marka/model önerilerine girmeden önce çok önemli bir konuyu vurgulamak istiyorum. Çekeceğiniz film/dizi/video vs.’nin kalitesi, ekip ve ekipman zincirinizin en zayıf halkasının kalitesi kadar olacaktır. Bu, özellikle ses prodüksiyonlarında en keskin kuraldır. Kötü bir görüntünün post prodüksiyonda düzeltilebilme imkanıyla, kötü bir sesin düzeltilebilme imkanının birbiriyle hiçbir alakası yoktur. Bu yüzden $5K değerinde bir kamera ve $150 değerinde bir ses kaydediciyle çekeceğiniz bir film, tüm prodüksiyonun kalitesini $150’a çekecektir. Çünkü özellikle seyirci tarafından, kötü bir görüntü kalitesi kabul edilebilir görülürken, ortalama bir ses kalitesi bile kabul edilemez ve rahatsız edici olarak tepki görür. Kötü bir görüntüyü iyi bir ses tasarımıyla ilgi çekici bir hale getirebilirsiniz. Ama kötü bir ses için maalesef kamerayla yapacağınız hiçbir oyun çözüm olamaz.

 Bir film/video vs. prodüksiyonu için ses kaydedici seçerken dikkat etmeniz gereken bir diğer önemli husus da ihtiyaçlarınızı realist bir biçimde ortaya koymaktır. Çünkü çoğu zaman yüksek bütçe de düşük bütçe kadar sorun yaratabiliyor. Bu konuda sormanız gereken soru şu olabilir;

Senaryoda bir sahnede aynı anda en fazla kaç oyuncu yer alıyor?

 Bu soru, aslında prodüksiyon boyutu ne olursa olsun, karşı tarafa yönlendireceğiniz ilk soru olmalı. (Tabii bu sorunun cevabını senaryoyu okuyarak sizin bulmanız en doğrusu olacaktır.) Sorunun cevabı eğer 2 veya daha az ise, orta / düşük bütçeli bir iş için 1 shotgun (boom) mikrofonun işinizi göreceğinizi varsayalım. Bu durumda sadece XLR input hesabıyla 1-4 kanal ses kaydediciler işimizi görebilir diyebiliriz. Daha sonra karar vermemiz gereken ikinci husus 1-4 kanal aralığındaki ses kaydedicilerin ses kayıt kalitesini belirleyen unsurlar olmalıdır. Peki nedir bu kaydedicinin ses kayıt kalitesini etkileyen unsurlar?

32bit Meselesi

 Evet, harika bir teknoloji, artık patlamalara son, hepimiz ses kaydedebiliriz, Hollywood’la aşık atacağız vs. vs. Şaka bir yana. Böyle bir giriş yapmamın sebebi 32bit teknolojisini basite indirmek istemem ya da önemli görmemem değil. Bence de gerçekten önemli bir gelişme. Fakat bu teknoloji ZOOM F6 ile öyle bir şişirildi ki! Sanarsınız bu zamana kadar tüm film endüstrisi bize komple distorbe (bozulmuş, patlamış) seslerle film izletmiş. Meseleyi çok teknik detaya girmeden açıklamaya çalışayım:

 

Ses kayıt sürecinde bir ses operatörünün dikkat etmesi gereken 3 ana unsur vardır;

  1. Mikrofon kazanç (Gain) seviyelerini, oyuncunun o sahnede kullandığı ses şiddeti aralığı ve ortamın gürültü seviyesine göre optimum şekilde ayarlamak.
  2. Mikrofondan başlayıp, varsa kablosuz sistemdeki verici ve alıcının frekanslarını ayarlamak (çok özet geçiyorum, daha sonra bu konuları detaylı bir şekilde inceleyeceğim), yoksa gürültüsü seviyesi düşük ve olabildiğince kısa ve kaliteli bir xlr kablo kullanarak ses kaynağından sesi en az gürültüyle almak.
  3. Tercih seçeneği varsa, oyuncu/ortam şartları/istenilen ses karakteri üçgeninin parametrelerine bağlı olarak en ideal mikrofonları seçmek.

 32 bit meselesinde bizim için önemli olan sadece ilk madde. Üreticilerin bize 32bit teknolojisini pazarlarken vaat ettiği en önemli imkan; seslerin artık, kaynaktan ne kadar yüksek gelirse gelsin, patlamayacak/kırpılmayacak (clipping/peaking) olması. Bu, siz hiç işten anlamasanız ya da kısıtlı bir ekiple çalıştığınız için ses kaydedicinin başında sürekli ses seviyelerini kontrol edecek biri olmasa bile sesler her türlü ”temiz olacak” kayıt esnasında patlamış gibi duysanız da postta sesi açınca, a aa! sesin tertemiz kaydedildiğini göreceksiniz, demek mi oluyor? Hem evet, hem hayır.

Bit Rate & Sample Rate

Yukarıdaki GIF, kırpılmış/patlamış (clipping/peaking) bir sesin, 24bit ve 32bit versiyonlarının postta nasıl göründüğünün çok güzel bir örneği. Evet, bu bit dediğimiz arkadaşa, sample rate ile birlikte en temelde görüntü teknolojisindeki Megapixel gibi, sesin çözünürlüğünü belirten bir ölçü birimidir diyebiliriz. Bu çözünürlük meselesini şöyle anlatmaya çalışayım; kaydedilen bir sesin ”çözünürlüğünün” ne kadar yüksek olduğunu bit rate ve sample rate değerlerinden anlarız ve bu değerler de kaynaktan gelen ses titreşimlerinin mikrofonda elektrik sinyallerine dönüştürülüp, bu dönüştürülmüş ses titreşimlerinin ses kaydedicide (audio recorder) 0101001’ler aracılığıyla dijitale kaydedilirken ne kadar aslına sadık kalındığının ya da aslını ne kadar iyi taklit edebildiğinin ölçüsüdür. (İleride bit rate ve sample rate konularında ayrı ve detaylı bir yazı şart oldu sanırım.) Tam bu noktada aşağıdaki tablonun daha açıklayıcı olacağını düşünüyorum.

Dikkat ettiyseniz tabloda 32bit yok. Çünkü aslında 32bit’in 24bit’le çözünürlük anlamında pek bir farkı yok. En azından duyabildiğimiz kadarıyla. Evet bizim işimiz duyurabileceğimiz en kaliteli sesi kaydetmek. Yani farz-ı misal; biz halihazırda +5’le +10 birim arasını duyabiliyorsak, bir cihazın gelip de -100’le +100 birim arasını kaydetmesinin bize ne gibi bir faydası olabilir? Şöyle bir faydası olabilir, eğer beklenmedik bir anda, oyuncumuz birden aşka gelip provada hazırlandığımız ses aralığından çok daha yukarıya çıkarsa, o anlık sesi kurtarabiliriz. Ya da post prodüksiyonda seslerin, plug-in’ler tarafından daha fazla veriye boğulmasıyla sayısal hesaplamalar üzerinden verim artışı sağlanabilir. Ki bu benim bizzat tecrübe ettiğim bir şey değil, yabancı forumlarda 32bit savunucusu bazı meslektaşlarım tarafından öne sürülen bir dizi iddia. 24bit’e göre %33 kadar daha fazla veri yükü altında DAW’ların nasıl daha verimli çalıştığını ben henüz çözebilmiş değilim.

Artıları / Eksileri

Neyse uzatmayalım. Sonuç olarak 32bit’in asıl marifeti, sesi daha kaliteli kaydetmesi değil, çok geniş dB aralığında kaydedebilmesi. Fakat bu, yanında bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Bir saniyelik kırpılmış sesi kurtarmak için, standart 24bit ses kaydının oluşturacağı veriden %33 daha fazla veri depoluyorsunuz. Ve işin en komik kısmı da, o 32bit sesler, stüdyoda yine 24bit’te işleniyor. Çünkü hali hazırda 24bit bile insan duyumu için çok fazla. Bunu ileride daha detaylı örneklerle ayrı bir yazıda açıklayacağım.

Sonuç Olarak

Yani neticede 5bit de olsa, 100bit de olsa birşey farketmiyor. Kaydedicimizdeki o gain knoblarını, çekim öncesi oyuncularımızdan rica edip, kullanacakları ses aralıklarını dinleyerek ayarlamamız gerekiyor. Buna rağmen sahne esnasında beklenmedik bir şekilde seste kırpılma duyarsak? Yönetmenden sahnenin tekrar alınmasını istediğimizi gerekçesiyle birlikte bildirerek sorunu çözmemiz gerekiyor. İşlem bu kadar basit. Tüm bunlara rağmen 32bit’in kurtarıcınız olacağını düşünüyorsanız ses kaydedici araştırmamıza bu özelliği tercih listenize ekleyebilirsiniz. Çok uğraşmadan harici ses isteyen yüce gönüllü insanlar ve film ekipleri için kurtarıcı olabilir. Ama esas oyunun rengini değiştiren özellik çok başka.

Preamp

 Preamp (ön yükseltici) aslında adından da anlaşılacağı gibi, ses sinyalini yükseltmeye yarayan bir teknoloji. En azından bu şekilde özetleyebiliriz. Yazımın başında da sizi çok teknik detaylara boğmayacağımdan bahsetmiştim. O yüzden bu deniz derya konuyu da şu şekilde açıklamaya çalışayım:

Nasıl Çalışır?

Kaynağımızın havada oluşturduğu titreşimler mikrofonumuzda elektrik sinyaline dönüşerek ses kaydedicimize gelir demiştik. İşte burada mikrofonumuzdan kaydedicimize gelen sesin kuvveti, gürültüden ayırt edilemeyecek kadar cılızdır aslında. Bu noktada kaydedicimizdeki preamplar devreye girer ve bu elektrik sinyalinin gücünü yükseltir. Aslında tüm görevi de budur. Peki bu kadar basit bir işlevi olan bu dostumuz nasıl bütün oyunun rengini değiştirir?

Yükseltilen her sinyal belli bir oranda bozulacaktır. Bunun en sade örneği, lambalı gitar amfilerine aşırı yüklendiğimizde meydana gelen bozuk (distortion) sestir. Ki kendisi rock müziğin doğmasını sağlamıştır. Fakat bizim amacımız oyuncularımızın les paul gibi duyulmasını sağlamak değil. Bizim hedeflediğimiz sesi elde etmenin püf noktası; preampımızın bu yükseltme esnasında sesi en az bozma ve dip gürültüyle (deep noise) yükseltebilme becerisidir. Zaten fiyatlandırmadaki en büyük etkenlerden biri de budur. Peki biz en iyi preamp’ın hangi recorder’da olduğunu nereden ayırt edeceğiz?

En İyisi Hangisi?

Açıkçası bunun en iyi yolunun denemek olduğunu düşünenlerdenim. Zaten sektör standartlarındaki bu cihazları Türkiye’de satan birkaç saygın kuruluş var. Bunlardan birinin mağazasına gidip almayı düşündüğünüz cihazları deneyip kendi kulaklarınıza güvenerek bir karara varabilirsiniz. Çünkü bu preamplar arasındaki farkı size anlatabilmemin tek yolu, kekremsi, sıcak gibi soyut tanımlar olacak. Ya da ilk bakışta sizin için hiçbir şey ifade etmeyecek rakamlar vermekten öteye geçemeyecektir. Böyle bir deneme imkanınız yok mu? O zaman internette, en ucuzundan en pahalısına, bir çok recorder için yüzlerce inceleme videosu bulabilirsiniz. Bunlar da sizin, birebir deneme tecrübesi sunmasa da, büyük oranda fikir sahibi olmanızı sağlayacaktır. Bu videolardan birkaç örneğin linkini aşağıda bulabilirsiniz.

Kullanım Kolaylığı

 Kalitelisini uygun fiyata bulduk da bir de rahatlığına mı bakacağız dediğinizi duyar gibiyim. Öncelikle kalitelisini uyguna bulamayacaksınız. Ama kullanım kolaylığının ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu sette farkettiğinizde çok şaşırabilirsiniz. Çünkü alırken ‘’N’olacak canım, idare ederiz’’ dediğiniz her şey bir bir sırtınıza yük olarak binecek. Bunlardan bence en önemlisi; gain knoblarına ulaşım rahatlığı ve mixer ekranını kayıt esnasında net bir şekilde görebilme. Film prodüksiyonuna özel olarak üretilen hemen hemen her audio recorder’da ortak bir tasarım olduğunu farketmişsinizdir. Bu tesadüfen, ya da moda olduğu için uygulanan bir tasarım değil.

Dikkat ederseniz tüm kontrolcülerin ön tarafa konumlandırdığını görebilirsiniz. Bu tasarımın sahadaki iki farklı kullanım şeklini de aşağıdaki örneklerde görebilirsiniz:

Moda Mı İşlevsel mi?

Bu tasarımın en büyük faydasını birinci resimdeki örnekte görüyoruz. İkinci resimdeki ‘’Sound Cart’’ sisteminde ise, ekibinizin bir ses ve boom operatörü olması gerekiyor. Fakat birinci resimde hem kaydın, hem de boom’un kontrolü sizde. Bu yüzden kullandığınız tüm düzeneğin, sizin işinizi kolaylaştırmak üzere tasarlanmış olması gerekiyor. Zira işiniz zaten zor.

 Yine birinci resimdeki örnekten devam edersek, gain knoblarının diğer düğmelere göre çok büyük olduğunu farketmişsinizdir. Aynı şekilde ekranın boyutu da ön konsola oranla hayli büyük. Aslında tüm olay bu kadar basit. Kayıt esnasında ideal bir ses adamı ne sadece kulağına, ne de sadece gözüne güvenmeli. Her ikisini de devamlı kontrol etmelisiniz ve ekipmanınız da buna elverişli olmalı. Bu basit unsurların üzerinde bu kadar durmamın ise bir sebebi var. İşte karşımızda esas kahramanlarımız!

Dar Gün Dostu

ZOOM-H serisi! Özellikle amatör/yarı amatör ekiplerde karşımıza sıklıkla çıkan, benim de çok uzun zaman kullandığım, hatta hala düşük bütçeli işlerde kullanmaya devam ettiğim kadim dostum. Az önceki recorderlarla bu ZOOM serisine dikkatlice bakmanızı istiyorum. Bahsettiğim o ergonomi ve tasarım avantajlarını aklımıza getirelim ve minik bir karşılaştırma yapalım.

Öncelikle bu cihazı kullandığımıza göre projemiz düşük bütçeli bir iş. Eğer sizin de kendinize ait bir kayıt cihazınız yoksa ya kiralayacaksınız ya da cihazı ekipten talep edeceksiniz. Bu durumda bir sound cart’ın varlığından bahsetmek zaten imkansız. Yani bu arkadaşı ses çantası’na (sound bag) koymanız gerekiyor. Ses çantasını da az önceki fotoğrafta görmüştük. Fiziksel olarak bu cihazın o çantada dururken bize gain kontrolü imkanı sağlaması, ya da ekrandan sesleri takip etmemiz imkansız gibi değil mi? Peki gain knobları kolay kontrol edilebilir ve sağlam gibi görünüyor mu? Maalesef hayır. Çok kibar hareketlerle düzeltmeniz gereken ve en ufak bir temasta devasa oynamalara sebep olan düğmelere sahip. Peki bütçemiz buna yetiyorsa?

Tecrübe vs. Ekipman

Birebir ürün karşılaştırmalarını bir sonraki yazımda detaylı olarak yapmaya çalışacağım. Ama hepsi bir yana, en iyi ekipmanın sahip olduğunuz ekipman olduğunu unutmayın. Evet, tabii ki hep daha iyisini almak hedefimiz. Ama o an için elimizdeki ortalama ekipmanı sonuna kadar değerlendirmek ya da üst seviye bir ekipmanı birçok özelliğinden habersiz vasat bir şekilde kullanmak bizim elimizde. Bilgi her zaman ekipmandan güçlüdür. El işler alet övünür hesabı.

Buraya kadar sabırla okuduğunuz için çok teşekkürler. Şimdilik herkese çalışmalarında kolaylıklar diliyorum. Bir sonraki yazıya kadar görüşmek üzere, sağlıkla kalın…

Yazan: Talha Enes Bişkin
İng. Çeviren: Elif Tan

Örnek ürün inceleme linkleri:

Sound Devices MixPre II Series

Zoom F6

Zaxcom Nova

Gariban Dostu Bonus+

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir